Tarayıcınız (Internet Explorer 7 ya da düşük) güncel değil. güvenlik açıkları içerir ve sayfanın doğru görüntülenmemesine sebep olabilir. Nasıl güncelleyeceğinizi görün.

X

Ara...

Literatüre telefonsuz kalma korkusu girdi bile

 ELİF AKTUĞ’un yazısı- Akşam Gazetesi-30 Aralık 2012

Teknolojiyle ne kadar uyum içinde olduğumuzu tahmin etmek zor, kimi pahalı bir telefona veya televizyona sahip olmayı yeterli görürken, kimileri işyerlerinde köklü değişimler yaparak dijital dünyaya ayak uydurma gayretinde. Milliyet Gazetesi köşe yazarı ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatoş Karahasan ile yeni kitabı ‘Taşlar Yerinden Oynarken Dijital Pazarlamanın Kuralları’nın ışığında doğru bildiğimiz yanlışları ve yeni dünyanın değişen kurallarını konuştuk.

× Kitabınızda, dijital çağda doğruların ve yanlışların değiştiğini söylüyorsunuz, neler değişti ilk olarak?
İnsanlık tarihinin en önemli dönüşümlerinden birisini yaşıyoruz. Tüm değişim dönemlerinde olduğu gibi, iletişim ve bilişimin yarattığı yeni düzen de mevcut sistemin kurallarını geçersiz kılıyor. Dünyada, 2,1 milyarı aşkın internet kullanıcısı, 7 milyarı aşkın cep telefonu sahibi var. Mobil internet sayesinde önümüzdeki dönemde 1 milyar kullanıcının daha internetle buluşacağı öngörülüyor. Sosyal ağlarda yüz milyonlarca insan birbirine bağlanmış durumda. Günün her anında, çeşitli platformlara fotoğraf ve videolar yüklüyor, okuduklarını etiketliyor, yaşadıklarını anlatıyor, satın aldıkları ürünleri tavsiye ediyor veya eleştiriyorlar.

× Bu değişim hayatımıza nasıl yansıyor, dijital değişimin önemi büyük mü?
Yeni dünyayı anlatacak en güzel kelimelerden biri ‘bulanıklık’. O kadar çok bilgi, o kadar fazla seçenek var ki, beynimiz odaklanmakta güçlük çekiyor. Hayatı bir bulut içinde yaşıyoruz. İş ve özel yaşamımız, gece ve gündüzümüz, evimiz ve dış mekanlar sürekli bir biçimde iç içe geçiyorlar. Sınırları olmayan yeni çok boyutlu bir dünya düzenine uyum sağlamaya çalışıyoruz. İnternetli dünya renkli ve eğlenceli geliyor. Çocuklar, gençler, yaşlılar, herkes internetin sunduğu oyunlu, gösterişli ortamın tadını çıkarıyor. Hem kendilerini birey olarak ortaya koyabiliyor, hem de kendilerine benzeyenlere erişebiliyorlar. Eğitim imkanları tarihte olmadığı kadar artmış durumda. İnsanlığın kültürel mirası ekranlar aracılığıyla herkesin elinin altında. Filmler, kitaplar, müzik eserleri, her şey hakkında bilgi, resim ve video bulabiliyoruz. Uçurumlar kapanmaya başlıyor. Dünyanın en ücra köşelerindeki yetenekler kendilerini tanıtabiliyorlar. Çocuklar daha verimli bir eğitim ortamına kavuşuyor. Kadınlar okumaya, yazmaya, kendi işlerini kurmaya başlıyorlar. Girişimciler doğuyor. Devrimler oluyor. Yaşam allak bullak oluyor.

× Dijital ortama ve gelişime uyum sağlamak ne kadar önemli? Uyum sağlaması gereken sektörler hangileridir?
Dijitallik elektrik gibi, aslında yaşamın doğal bir parçası. Gaz lambasıyla büyüyen nesiller için elektrik bir yenilikti. Oysa, yeni nesil için elektrik zaten hayatın ayrılmaz bir parçası. Dijitalleşme de öyle, beş-on yıl sonra dijital sözcüğünü tanımlama olarak kullanmaktan bile vazgeçeceğiz. Zaten, hayatın her alanı dijital olacak. Bu yeni dünyada şirketler de cesur ve yenilikçi olmalılar. Hızla değişen bir ortamda, kendilerini sürekli bir biçimde yenilemeliler. Cesur bir biçimde, hırsla, tutkuyla yeniden doğmanın yollarını aramalılar. Can sıkıcı olan bir markanın yaşam şansı olmayacağını fark etmeli, renkli, canlı, dikkat çekici bir insan gibi davranmaya çalışmalılar.

× İletişimin kolaylaştığını ve internetin bizi izlediğini söylemiştiniz, gerçekten mümkün mü bir insanın internette yaptıklarına bakarak nerede olduğunu ve hatta ruh halini tespit etmek?
Teknoloji, sadece insanlar arasında değil, makineler arasında da bağlantıyı kurabilen bir altyapıyı hızla yaygınlaştırıyor. Kısa bir süre içinde, milyarlarca cihazın birbiriyle veri alışverişi yapabileceği bir düzen bizi bekliyor. İnternetin canlı ortamı kuralları, dengeleri, zaman ve mekan kavramlarını değiştiriyor. Veriler okyanusunda yüzüyoruz. Trilyonlarca işlem yapılıyor. İnsanların günlük yaşamlarında ürettikleri veri sürekli bir biçimde artıyor. Facebook, Twitter, YouTube gibi dev platformlarda her saniye yeni resimler yazılar, videolar ekleniyor. Ancak, bunun çok ötesinde başka bir oluşum var. Ürün ambalajlarına, otomobillere, giysilere, beyaz eşyalara, tarım aletlerine, medikal cihazlara, kısacası hayatın her alanındaki nesnelere sürekli bir biçimde veri depolayan çipler yerleştiriliyor. Makineler kendi aralarında haberleşerek, bu bilgiyi paylaşıyorlar. Toplanan verileri yorumlamak üzere hazırlanan algoritmalar, bilgiyi anlamlandırıyor, sınıflıyor, gelecek için tahminler yapmak üzere depoluyor. Makineler akıllandıkça, bilim-kurgu filmlerdeki sahneler hızla gerçek oluyor.

× Dijital hayat, kimilerince uzaklığı, soğukluğu ve yalnızlığı simgeliyor…
Bu yeni evrenin anahtar kelimesi özgürlük. Geç kavuştuğumuz ve bırakmayı asla düşünmediğimiz bir rahatlık bu. Sorularımızı arama motorlarına soruyor, cevaplarını hızlı bir biçimde alıyoruz. Günün her hangi bir saatinde başka insanlarla bağlantı kurabiliyoruz. Dileyince kendimizi sanal dünyadan koparma özgürlüğümüzün de olduğunu düşünüyoruz. Ama, çoğu zaman bunda pek başarılı olamıyor, saatlerce internet başında kalıyoruz.  Akıllı telefonlar bağımlılık yapıyor. Hatta telefonsuz kalma korkusu bile literatüre girdi – ‘nomofobi’- İtalya’nın önde gelen gazetelerinden La Repubblica, bu konuyla ilgili bazı rakamlar yayımladı. Securenvoy isimli bir kuruluşun, ABD’nin Kaliforniya eyaletinde yaptığı araştırmaya yanıt veren kadınların yüzde 70’i, erkeklerinse yüzde 61’i cep telefonsuz kalmaktan korktuklarını dile getirmiş. Araştırma, akıllı telefon sahipleri için internet bağlantısının kesilmesi, telefon pilinin veya kontörün bitmesinin ciddi bir kaygı kaynağı olduğunu ortaya koyuyor. 18-24 yaş grubunda nomofobi oranı yüzde 77, bir sonraki grup olan 25-34’teyse yüzde 68. ABD’de cep telefonu bağımlılığını tedavi etmek için kurulan özel merkezlerin sayısı artıyor. Time dergisinin bir araştırmasına cevap verenlerin yüzde 50’si cep telefonlarını uyurken de yanlarından ayırmadıklarını belirtmiş. Güney Kore’de, hükümetin tahminlerine göre, 22.5 milyon kişi akıllı telefon bağımlısı durumunda.

× Mesela bir mekan açılıyor ardından kapanıyor ve her yıl başka isimlerle yeniden
açılıyor? Bu işi yapan biri başarılı mıdır sizce?
Ülkemizde markalar giderek daha iyi yönetiliyor. Pazarlama endüstrimizde iyi eğitimli başarılı yöneticiler var. Bilimsel yöntemlerle çalışıyorlar. Eğlence dünyasında da başarılı gruplar ve bireyler var. Örneğin, İstanbul Doors Grup istikrarlı bir büyüme çizgisiyle ilerledi. Doğuş Grubu büyük yatırımlar yapıyor Bireysel olarak çalışan İzzet Çapa gibi bir isim var. O değişikliği severek, hep yenilenerek, ‘inovasyon’ yaparak ilerliyor. Canı sıkılınca, en başarılı ürünü bile zirvede bitiriyor, yeni bir konsepte atlıyor. Bu da onu çekici ve renkli kılıyor.

× Ülkemizin dünya çapında markaları var mı, illa olması gerekir mi?
Marka, bildiğiniz gibi, katma değer demek. Yani, ürettiklerinizi daha karlı satabilmeniz ve sadık müşterileriniz olması demek. Dünyanın yıldızlar liginde marka değerleri milyarlarca dolarla ölçülüyor. Marka sahibi olmak önemli tabii ki. Markalar ülkelerin değerini, rekabetçi gücünü artırıyor. Türkiye, ne yazık ki, henüz küresel milyar dolarlık markalar ligine girecek bir oyuncu çıkaramadı. Yakın dönemde de çıkarması mümkün görünmüyor. Yurtdışında başarılı olan pek çok kuruluşumuz var. Büyük ihracat rakamlarına imza atıyorlar. Beko, Vestel, Ülker gibi büyük şirketlerin yanında, her sektörde bölgemizde ciddi ticaret hacmine sahip markalara sahibiz.

ARDA PARASINI HAK ETTİ
× Zaman zaman magazinle alakalı da yazıyorsunuz, hangi konular canınızı sıkıyor da Arda ya da Acun’u yazıyorsunuz?
Aslında reklamlar magazin dünyasına sürekli malzeme sağlar. Özellikle TV spotları, geniş kitlelere ulaşabildiği için reklam oyuncularının kimler olduğu, ünlüler, yönetmenler, öyküler, kamera arkası görüntüler, film bütçeleri, müzikleri her zaman geniş kitlelerin ilgisini çekecek renkli bir dünya sunar. Arda ve Acun örneklerine bakacak olursak, onlar da çok renkli. Her ikisi de çok popüler. Attıkları her adım haber oluyor. Geniş kitleler onları tanıyor. Arda-Sinem ikilisinin aşkını yakından izliyoruz. Acun’un başarıları, özel yaşamı dikkatimizi çekiyor. Her ikisi de başarılı kariyerlere sahip. Gençler onlar gibi olmak istiyor. Arda ve Acun, reklam oyuncusu olarak da dikkat çekiyor. Biliyorum ki, reklam verenler işe yaradıklarını düşünmeseler, onlarla reklam yapmayı sürdürmezler. Ben de Facto’da Arda’nın kazandığı para her neyse, onu hak ettiğini düşünüyorum. Acun’un da, pek çok farklı marka adına konuşuyor olsa bile, etkinliğinin ve marka mesajlarını verme gücünün yüksek olduğunu tahmin ediyorum.

× Sizce bir kişinin magazin ünlüsü olması ve ardından kendi pazarlama stratejini geliştirmesi mümkün müdür? Ünlü olmak, ekip işi midir?
Ünlü olmak ve marka olmak çok farklı. Markalaşmak için ünlü olmak, tanınır ve bilinir olmak önkoşul. Ancak, ün tek başına yetmez. Yurtdışında ünlüler her zaman profesyonel ekiplerle çalışıyorlar. Hukuk danışmanları, PR şirketleri var. Kriz yönetmeyi öğreniyorlar. Türkiye’deki ünlülerin çoğu, bir an önce bir reklam kampanyasında rol almanın yolunu arıyor. Kısa vadede biriktirdikleri sempatiyi tüketerek, yüzlerini eskitiyorlar. Bir süre sonra da zaten etkinlikleri azalıyor. Oysa, ünlülerin çok ölçülü ilerlemesi ve kendi algı ve itibar yönetimlerini akıllı bir biçimde yapmaları gerek.

Facebook hesabınla yorum yap!