Tarayıcınız (Internet Explorer 7 ya da düşük) güncel değil. güvenlik açıkları içerir ve sayfanın doğru görüntülenmemesine sebep olabilir. Nasıl güncelleyeceğinizi görün.

X

Ara...

Karadeniz çayı nasıl yağmur ormanı sertifikası aldı?

Lipton  Doğu Karadeniz’e  Yağmur Ormanları Birliği sertifikası kazandırdı. Sertifikanın hikayesini iki cepheden de dinledik. Türkiye’deki çay bitkileri 75 yaşında. Yeni bitkiler ekmezsek 25 yıl sonra ülkemiz çaysız kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. İki yıl önce, Türk çayının geleceğini korumak için Sürdürülebilir Çay Tarımı Projesi’ni başlatan Lipton’un bölge için yürüttüğü projeler, bir yağmur ormanı olan Doğu Karadeniz’e Yağmur Ormaları Birliği sertifikası kazandırdı.

100’den fazla ülkede faaliyet gösteren, dünyanın en saygın çevreci organizasyonlarından biri olan Yağmur Ormanları Birliği, tarımın çevresel etkilerini azaltıyor. Toplumsal ve ekonomik fayda sağlayarak 5 milyonu aşkın insanın yaşamına dokunuyor. Birliğin sembolü olan “yeşil kurbağa” damgası, bir ürünün tüm üretim aşamalarında çevrenin korunduğunun ve çiftçilerin ekonomik-sosyal yaşamlarına önemli katkı sağlandığının garantisi oluyor.Geçen hafta sohbet ettiğim, Unilever Gıda Pazarlama Başkan Yardımcısı Mustafa Seçkin ve Yağmur Ormanları Birliği Temsilcisi Mercedes Tallo’dan Karadeniz’de başlayan “Sürdürülebilir Çay” hamlesinin öyküsünü dinledim.

“Çayın ömrü 100 yıl, bizimkiler 75 yaşında”

Mustafa Seçkin (Unilever Gıda Pazarlama Başkan Yardımcısı)

25 yıl sonra çayımız yok mu olacak?

Evet, 25 yıl çok kısa bir süre. Çayın ekonomik ömrü 100 yıl. Türkiye’deki bitkilerimizin 1923’tensonra ekildiğini hesaba alacak olursak çay ağaçlarımız yaklaşık 75 yaşında. Bu ağaçlar bitki olarak yaşasa da, verdikleri çay bugün içtiğimiz çay olmayacak. Dolayısıyla önlem alınmasıgerekli

 Bir projenin sürdürülebilir olması için neler gerekli?

Projemize iki yıl önce başladık. Son geldiğimiz noktada üç fabrikamızdan en büyüğü olan ve üretimimizin yüzde 50’sini yapan Pazar fabrikamıza Yağmur Ormanları Birliği tarafından sertifika verildi. Bu ne demek? Birincisi çay üretiminde çevreye saygılı bir üretim demek. İkincisi bu zincirdeki tüm üretici ve çiftçilerin sosyal haklarını tam olarak aldıkları bir üretim demek. Üçüncüsüyse, çay üretiminin sürdürülebilir hale gelmesi demek. Türkiye’de ürettiğimiz çaylarınyüzde 100’ünün de sürdürülebilir olması için çalışıyoruz.

“Ücretsiz hizmetler sunuyoruz”

 Neler değişiyor?

Bölgedeki tarımın yapısında kökten bir değişikliğe ihtiyaç var. Kulaktan dolma bilgilerle değil, bilimsel yöntemlerle ilerlememiz gerekiyor. Toprağın ihtiyacına göre gübreleme, doğru budama gibi konularda eğitim veriyoruz. Bir toprak analiz laboratuvarı kurduk. Yaklaşık bin noktadan numune aldık. İki senede bölgenin bir toprak analizini çıkardık. İki senede bir toprağı yeniden analiz etmek gerekiyor. Üreticilere ücretsiz bir hizmet sunuyoruz. Projenin en ilginç tarafı, doğru işbirlikleri kurarak sinerjiler yaratmak. Biz Unilever olarak, Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı’yla birlikte çalıştık. Bunun dışında o bölgedeki üreticilerin hayatlarına da dokunuyoruz. Örneğin, bazı kronik hastalıklar var. Sağlık Bakanlığı’na hibe edilen Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) aracıyla bölgeye meme ve rahim ağzı kanseri taraması hizmeti götürüyoruz. 350 köye gidip, hayatlarında hiç hastaneye gitmemiş, doktor görmemiş kadınlarımızda tarama yapacağız.

 Çevreye yönelik neler yapıyorsunuz?

Önce, Fırtına Vadisi’ni ele aldık. Bölgede herhangi bir atık sistemi yok. Çöpler doğrudan derelere ve nehirlere dökülüyor. Tablo gerçekten çok üzücü. Biz bölgeye 400 konteyner koyduk.  Atıkların geri dönüşüme kazandırılması ve ekonomiye bir ek gelir yaratılması çabamız var.

 Bir sürdürülebilir projede neler olmalı?

Her projenin üç noktaya dokunması gerek. Birisi çevre. Diğeri toplum. Üçüncü olarak, ekonomik anlamda bir fayda sağlaması lazım. Ekonomik fayda olmazsa, sosyal sorumluluk projesine yaklaşıyorsunuz. Bu da sürdürülebilir olmuyor. Devamlılığını sağlamak için bir ekonomik fayda sağlamak lazım.

“Dünyada üretilen çayın yüzde 10’unu biz tüketiyoruz”

 Kazan-kazan modeli…

Zaman içinde daha da gelişecek bir toplumsal değişim projesi bu. Yağmur Ormanları Birliği Sertifikası bu alanda alınacak en değerli sertifika. 120 ülkede faaliyet gösteren birlik, 750  bin çiftçiyi bu alanda sertifikaladı. Avrupa’da ve dünyada
5 bini aşkın üründe logoları olan, konusunda çok uzman bir sivil toplum kuruluş örgütü. Biz de onların logolarını ambalajlarımıza koyacağız.

 Karadeniz, yağmur ormanlarına mı benziyor?

Doğu Karadeniz’de okyanus iklimi ve yağmur ormanı kuşağı hakim. Biz Lipton olarak, Yağmur Ormanları Birliği’yle Kenya gibi çay üretilen başka ülkelerde de çalışıyoruz.

 Türkiye dünyanın en büyük çay pazarlarından biri değil mi?

Dünyanın en büyük beşinci çay üreticisiyiz. Tüketici başına tüketim rakamı olarak dünyada bir numarayız. Dolayısıyla, bu alanda yapacağımız bir değişimin çok önemli etkileri olacak. Dünyadaki toplam çay tüketimi 2 milyon 400 bin ton. Türkiye’de 220 bin ton. Dünyadaki çayın yüzde 10’unu biz tüketiyoruz. Bu çok büyük bir rakam.

 Organik tarımda ne durumdayız?  

Dünyada organik çay tüketimi çok küçük. Türkiye’de bizim çayımız çok özel. Zirai ilaç gerektirmiyor. Organik çaya yakınız. Organik ve sürdürülebilir çay arasında büyük bir fark var.
Çay organik olabilir ama bu, sürdürülebilir olduğu anlamına gelmez. Tüm gıdalarda olduğu gibi organik, küçük bir gruba hitap ediyor. Sürdürülebilir demek ise milyonlarca kişiye erişmek demek.

 Sürdürülebilir ürünlerin fiyatı artıyor mu?

Hayır, sürdürülebilir çay için daha fazla ödeme yapmıyoruz. Üreticiden çayını daha yüksek fiyata değil, kalitesine göre piyasa fiyatıyla alıyoruz. Peki nasıl oluyor? İsrafı azaltıyoruz. Çiftçinin israfı azaldığı için maliyeti düşüyor.

“Kurbağalar sağlıklı topraklarda yaşar’

MERCEDES TALLO (Yağmur Ormanları Birliği temsilcisi)

Sizin organizasyonuzu özel kılan nedir?

Biz temelde toprak kullanım alışkanlıklarını değiştirmeye çalışıyoruz. Tüketicileri de bu sürdürülebilir kaynaklardan alıveriş yapmaya yönlendiriyoruz. Tüketicileri başarılı uygulamalarla buluşturmaya çalışıyoruz. İrili ufaklı pek çok markayla bağlantımız var. Sürdürülebilir ürünler için talep ve pazar yaratmaya emek veriyoruz.

 Yaptığınız en büyük proje ne oldu?

Pek çok ilginç projemiz var. Amazon ormanlarını korumaktan Afrika’daki tarım alanlarına kadar geniş bir alanda çalışıyoruz. Lipton’la dünya çapında yaptığımız  sürdürülebilir çay projesi, oyunun kurallarını değiştiren bir çalışma oldu. Lipton tüm ürünlerini sürdürülebilir kaynaklardan
almayı hedefledi. Biz de  sertifika verdik. 750 bin üreticiye ulaşan ve tonlarca çay üreten bir üreticinin bu yolculuğu çok önemli bir örnek oluşturdu.

 Oyunun kuralları nasıl değişiyor?

Bir başarılı örnek tüm sektöre doğru mesajlar gönderiyor. Böylece sürdürülebilirlik trenine atlayanların sayısı artıyor. Tarım dünya yüzeyindeki toprakların yüzde 40’ını kullanıyor. Hepimiz yaşamak için tarıma muhtacız ama  daha verimli olmak zorundayız. Bir yandan daha çok üretmeliyiz. Öte yandan gelecek nesiller için topraklarımızın sağlığını korumaya özen göstermeliyiz. İnsanları, çevreyi ve ekonomik ögeleri bir araya getirmeliyiz. Tarım dünyadaki ormanlardaki tahribatın yüzde 80’ine neden oluyor. Biz bunun önüne geçebilir ve ormanları koruyabiliriz.
Diliyoruz ki, insanları doyuralım ama bunu yaparken ormanları kesmeyelim.

 Sembolünüz neden bir kurbağa?

Sürdürülebilir tarımda kurbağa çok önemli. Kurbağalar sağlıklı topraklarda çoğalır. Bir çiftlikte toprak iyi, su iyiyse, kurbağalar çoğalır. Çevredeki koşullar bozulunca, ortamı ilk terk eden tür
kurbağalar olur. Bir yere gidince, çiftliğin sağlığını anlamak için kurbağa sayısına bakmanız lazım.

Facebook hesabınla yorum yap!